8/11/2008 · Kategori: __Serbest __


Günümüzdeki ilişkilere baktığımızda, zor durumda olanın
genelde kadınların olduğunu görüyoruz..

Kadın çabalar.
Kadın koşar..
Kadın yalvarır..
Erkekse olağanda sertliğiyle durur karşısında..
Şiddet gösterir..
Kadın ağlar..
Erkek hakaret eder..
Kadın üzülür..
Sevdiği adamın her sözü kalbine bir ok gibi iner..
Erkek durmaz..
Devam eder..
Bilmez..
Erkeğin bilmediği bir şey daha vardır..
Yaptığı her hata kadının defterine bir çeltikdir..
Kadın her kırıldığında hayali defterine bir not daha düşer..
Her üzüntüde o deftere yeni satırlar eklenir..
Örneğin bir kaç kız toplandığında, defter açılır..
Kısmen..
Çünkü esas notlar her zaman en sona saklanır..
Satırlar süzülür gözyaşları eşliğine..
Nefretler dile gelir..
Boş telkinler eşliğinde..
Sonuçta dönülen nokta yine aynı olur..
O adamdır..
Kadın üzüleceğini bile bile gider o adama..
Başına gelecekleri bile bile tutar elini..
Kırılacağını bile bile sarılır boynuna..
Öper uzun uzun..
Erkek, kendisine verilen gizli bir şansı yine hiçe sayar..
Boş tartışmalarla heba olur geçen zaman..
Kadın yine üzülür..
Yine ağlar..
Ve erkek gider en sonunda..
Kaçar..
Kadın yaşayan ölü olur..
Attığı her adımda hüzün vardır artık..
Zamanla azalsa da içinde kalır hep bir şeyler..


Kaçıp giden erkeklerin geri dönmesi sıkça görülen bir durumdur..
Çünkü erkeklerin hayatı hep bir arayış içindedir..
Tutunacak bir dal aramakla geçer hayatları..
Gözünün önünde olanı değil başkasını arar..
Tüm kapılar kendisine kapandığında eskiler dönüş yapar..
Erkekler birer çocuktur..
En sert, en ciddi duruşun altında bile zayıf bir ruh vardır..
Çok çabuk incinir o..
Belli edilmemesi için şiddete başvurulur..
Sürekli istekler, sürekli engellemeler hep bundandır..
Erkekler sanıldığı kadar güçlü değildir..


Kadın üzüldüğünde kolay kolay silemez yaşananları..
Kadınların en sık başvurduğu beyaz yalandır bu..
Unuttum, boşver vs..
Her ayrıntı bir nottur kadının gizli defterinde..
Her notun bir çıkış zamanı vardır..
İlişkilerde iktidar her zaman kadının elindedir..
Kadın bir süreliğine erkeğe devreder ünvanını..
Erkeğin üstün görünmesi hoşuna gider..
Çocukluğundan beri liderlik kompleksleriyle büyüyen erkek bu ’’geçici’’ ünvanı sürekli sanır..
Kendi küçük egoları yüzünden büyük yaralar açar sevgilinin kalbinde..
Aşkın son, nefretin ilk damlalarını damlatır sevgilinin kalbine..
Erkeğin her hatası kadının içinde saklanır..
Aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkmak üzere depolanır beyninde..
Kadın sadece uygun zamanı bekler..
Ölümcül darbe hazırdır..
Hiç beklenmedik bir anda notlar çıkartılır ortaya..
Hatalar bir bir sıralanır..
Defter açılmıştır..
Erkeğin bir zamanlar basit gördüğü şeyler şimdi kabusu olmak üzeredir..
Kırılan kalp tekrar onarılamaz..
Kadının iktidar zamanı gelir..
Erkek gerçekle yüzleşir..

Her kadın biraz zalimdir aslında..
Sadece bunu her zaman belli etmezler..

Bu yüzden bir kadını üzmeden önce 2 kere düşünün..

(Kime ait bilmiyorum)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/10/2008 · Kategori: __Serbest __
















Uzun çok uzun yıllar önce mutluluk ve güzellik içinde yaşayan bir topluluk varmış. Başarılı, sevecen,dürüst insanlarmış bunlar. Bu toplumu çekemeyen komşuları ise mutluluklarını bozmak için çeşitli planlar kurar dururlarmış. Amaçları ise kaleyi içten işgal etmekmiş. Hemen işe koyulmuşlar tabii. Kısa bir zaman sonra bu mutlu toplulukta isyanlar ve kavgalar başlamış. Bunu fırsat bilen diğer topluluklar ise hemen savaş açmışlar. Kendi iç savaşları yetmezmiş gibi , diğer toplumlarla yıllarca savaşıp iyice yılan bu insanlar göç etmeye karar vermiş. Savaştan arta kalanlar yollara düşmüşler huzuru bulmak için. Dolanıp durmuşlar. Ve bir gün bir tipinin ortasında kalmışlar. Ama ne tipi; tam onbeş gün sürmüş. Bittiğinde ise bulundukları yerin dağlarla korunaklı bir yer olduğunu keşfetmişler. Güneşin güzel ışınları karlarda dans ederken, uzakta başını gökyüzüne kaldırmış duran MAVi bir GÜL görmüşler. Saatlerce bu güle bakıp hayal kurmuşlar. Bu gül onları öylesine etkilemiş ki, çiçeğin sihirli bir gücü olduğuna inanmışlar. Nasıl inanmasınlar ki soğuk bir bölgede sıcağı seven bir gül duruyor. Bu çiçeğin onları koruyacağına inanmışlar ve oraya yerleşmeye karar vermişler. Yıllarca mesut yaşamışlar; eski güçlerine tekrar kavuşmuşlar bu bölgede. Tabi biricik gülleri de onları yalnız bırakmamış; her yıl ayni yerde ve zamanda çıkmaya başlamış. Ünleri yine tüm dünyayı sarsmaya başlayınca herkes şaşırıp kalmış bu işe. Gel zaman git zaman bir gün MAVİ GÜL çıkmamış. Hemen ertesinde ise o mutlu toplulukta kaybolmuş. Ticaret yapan kervanlar bir gün bu ülkeye gelince o topluluğu bulamamışlar. Hiçkimse o güzel insanların ve gülün akıbetini çözememiş. O toplumdan ise sadece ağızdan ağza söylenen şu sözler kalmış : " - Saflığın, Dürüstlüğün, Sevginin, Onurun, Mutluluğun, Özgürlüğün Çiçeğidir Mavi Gül. Bizler bu çiçek sayesinde sevgiye ve özgürlüğe ulaştık; Yaşamın gizemine eriştik... Şimdi ise mutluluğa eriyoruz. Size bir armağanımız olacak. Mavi Gülü size de bırakacağız; Yaşamın anlamını öğrenmeniz için. Bu EFSANE ÇİÇEK dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda ortaya çıkarak sizi şaşırtacak. Onu görenler ise dünyanın en bahtiyar, en mutlu ve şanslı insanları olacaklar. " İşte efsane böyle. İnanıyoruz ki herkesin hayalinde yaşattığı bir Mavi Gülü vardır. Mavi Gül zerafetin ve sevginin simgesidir. Siz de sevdiğinize sevginizin simgesi olan Gül verin.
Mavi Gül Efsanesi, Sevginin ışığı ile yolunuzu aydınlatsın.                                                                               

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/10/2008 · Kategori: Saglik

Bu siteye baktığınızda beyini üç byutlu olarak izleyebiliyorsunuz aynı zamandada sinirsel iletilerle duyumlar ve hareket,hafıza ile ilgili bilgileniyorsunuzda.benim çok hoşuma gitti.Allahın yarattığı bu muhteşem organı bir inceleyin derimGöz kırp


http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0711/multimedia_hafiza2.aspx?Konu=1

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/10/2008 · Kategori: Makaleler

Genel kültürüne ve kıyaslarına hayran olduğum bir arkadaşımla sohbetimizde ismi geçti,aslında ismen tanıdğım fakat hayatı hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım bu insanın hayatını okuyunca çok etkilendim bloğuma taşıyayım dedim.aslında uzun uzun anlatılan biyografisini okumanızı tavsiye ederim ben bir şahsın yorumunu aldım sadece..


HAKKINDA YAZILANLAR

Çöl Aslanı Ömer Muhtar
İrfan Özfatura
Türkiye 7 Ocak 2004

Ömer Muhtar, Batnan adlı şirin bir çöl beldesinde doğar (1862). Babası hac yolunda vefat edince ona Seyyid El Giryani adlı bir aile dostu sahip çıkar. Adamcağız, Ömer’i kendi çocuklarından ayırmaz, en seçme okullarda okutup, Cağbub’taki İslâmi Bilimler Akademisi’ne yollar. Ömer Muhtar her işten anlayan bir sanatkar olmasına rağmen liderlik vasfı ile öne çıkar. Yaşlıları arar, dulları kollar, aşiretler arasında hakemlik yapar. Bir taraftan Kasur ve Ayn Kalak zaviyesi şeyhliğini yürütür, diğer yandan işgalcilere karşı koyar.
O günlerde İtalyanlar yerli halkı insandan saymaz, kural kaide tanımazlar. Sadece direnenleri değil, kendi halinde otlayan hayvanları bile kurşunlar, asırlık zeytinlikleri, canım hurmalıkları, güzelim bağları çatır çatır yakarlar.
Ömer Muhtar, karargâhını Cebel-i Ahdar (Yeşildağ) adlı bir kuytuya kurar, lâkin Senusi dervişleri kılıktan kılığa girer, İtalyan garnizonlarındaki en ufak kıpırtıyı merkeze duyururlar. Nitekim Vali Teruzzi, “Senusiler karşısındaki askerî üstünlüğümüz var ama para etmiyor. Çünkü bunlar düzenli ordu değil, aramakla bulunmuyorlar. Hedef olmaktan bıktık, bize sadece savunmak kalıyor. 10 bin askerle yaptığımız operasyonlardan bile netice alamadık, bugün burayı basıyor, yarın 100 km ötede çıkıyorlar. Düşünebiliyor musunuz bu insanlar başka bir bayrak altında yaşamayı ‘zulüm’ sayıyor ve ölmekten çok hoşlanıyorlar” şeklinde bir rapor yazar.

Ev, araba, bol para...
Bir ara Ömer Muhtar Mısır’da destek çalışmaları yapar. İtalyanlar onu Kahire’de bulur ve cazip tekliflerde bulunurlar. Bingazi’de nefis bir köşk, ömür boyu bitiremiyeceği kadar para, atlar, arabalar, uşaklar...
Ömer Muhtar “ya kazanırız, ya ölürüz. Bilin ki cellatlarımızdan daha uzun yaşayacağız. Bizi bitiremezsiniz” der, işine bakar. İşgalciler dönüş yolunda pusu üstüne pusu atar ama başarılı olamazlar.
İtalyanlar ellerinde sadece “çakaralmaz” tüfekleri olan mücahidleri tayyareler ve zırhlı araçlarla sıkıştırmaya çalışır ama dişe dokunur bir başarı sağlayamazlar. Sadece Sirte çatışmasında 13 subay ve 300 askerlerini toprağa bırakırlar. Henüz bu yarayı saramadan 50 araçla pusuya düşer, bir anda 350 askerlerinden olurlar. O yıl pek çok düşman uçağı düşürülür, çok sayıda üst rütbeli subay öldürülür. Mücahidler ele geçirdikleri cephane ile güç kazanırlar.
Küfür cephesi mücahitlere karşı dikiş tutturamayınca hıncını halktan çıkarır, zemini al kana boyar. Senusilerin sığınabileceği her yeri özellikle ormanları yakar, görülmemiş bir çevre katliamı yaparlar. Dile kolay 142 bin küçük ve büyük baş hayvanı ve (kendi verilerine göre) 4329 direnişçiyi öldürür ama mukavemeti kıramazlar. Hal böyle olunca beş yılda beş vali değiştirmek zorunda kalırlar (Bongiovanni, Mombelli, Teruzzi, Sciliani ve Graziani...)

İşin çivisi çıkar...
General Mezetti artık “bizden iyi savaşıyorlar” demekten çekinmez ve cepheyi içten çökertmenin yollarını arar. Bıkıp usanmadan “gelin barışalım” sakızı çiğnemeye başlar. Yer yer muhatap da bulur çünkü savaş çok uzamış, katliam ve kıtlık dayanılmaz olmuştur. Ömer Muhtar bütün kabile reislerini Kasr el Mecahir’de toplar, herkes reyini ortaya koyar. Hava gerilince Çöl Aslanı “ne Mısır’a gitmek isteyenlere gitmeyin derim, ne de teslim olanlara mani olurum ama ben şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim” der ve noktayı koyar. Onun kararlılığı karşısında hepsi özür dilerler ve toplantıdan “mücadele” kararı çıkar.
General Mezzetti bir halk hareketi ile karşı karşıya kaldığının farkındadır. Senusi mukavemetinin kaynağını kurutmak üzere halkı esir kamplarında toplar, sahrada kuş uçurtmazlar. Tayyareler gün boyu dolanır, zırhlılar kontak kapamadan tur atarlar. Özellikle Eritre’den topladıkları çapulcular çadır, deve, kadın, çocuk tanımaz, kıpırdayan her gölgeye mermi sıkarlar. Sağ kalanları önlerine katar, davar gibi toplama kamplarına kapatırlar.
Buna rağmen mukavemet durmaz. 1929’da Valiliğe atanan Badoglio, “genel af” ilan eder ve en ufak direnişi zulümle bastıracağını duyurur. Bunu yapabileceğini Berka’da gösterir ve “Berka Kasabı” namıyla anılmaya başlar. Lakin direniş inadına sertleşir, gerilla saldırıları daha da artar. Ömer Muhtar vakit kazanmak için vali yardımcısı Sciliani ve Badoglio ile görüşmeler yapar. Tabiatıyla anlaşamaz ve tekrar silaha sarılırlar. 8 Kasım’da Mücahidler Bingazi’deki İtalyanları tamamen imha eder, karargahı havaya uçururlar. Sömürgeciler bu büyük hezimet karşısında tutulur kalırlar. İtalyan Genelkurmayı “çekilelim” kelimesini telaffuz etmeye başlamıştır ki, Mussolini duruma bizzat el koyar ve harekâtın başına insafsız bir faşisti “General Rodolfo Graziani”yi atar. (Ocak 1930)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/10/2008 · Kategori: Begendiklerim

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır

Fuzuli

Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.

Sevgili!..

Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub’u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.

Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.

Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.

Sevgili!..

Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.

Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına... Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri... Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca... Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..

Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

İSKENDER PALA

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::